<$BlogMetaData$>





KayaBayazitogluLisesi

İyiler mutlaka kazanır.

MENÜ
KATEGORİLERİM
SON YORUMLAR
SON YAZILARIM
ARAMA

<- :: Sonraki Sayfa ->

22/11/2007

Hayatla Röportaj

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.

"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.

"Zamanın var mı?" diye sordum.

Gülümsedi.

"Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?"

"İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum.

Hayat yanıt verdi.

"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmaekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."

Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.

Hayat yanıtladı.

"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."


"Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim."

Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.

"Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.

"Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".

Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.

"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"

Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.

"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil."

Alıntıdır.

22/11/2007

Sev

"Sevmek bir yerdeki sabah galiba
Beni bir türlü oraya götürmediler"

YIlmaz Gruda

Sevgiyi başkalarından bekleyen bir insanın duygularını anlatıyordu bu dizeler..
Her sevginin başlangıcı, insan yaşamında güneşin doğduğu andır elbette.
Oysa, çaba harcamadan, birilerinin kendisini sevmesini bekleyenler
başarılı olamazlar hiçbir zaman... Ne sazı konuştururlar,
ne neyi üflerler, ne de şiire varır dilleri...
İnsanin bir ömür boyu peşinden koştuğu sevmek nedir peki?
Yüreğin bir başkası için çarpması mı?
Suyun yüzünde, yapraklarını ağır ağır açan bir nilüfer mi yoksa?
Göç mevsimi, yaralı eşini kanatlarıyla örterek
ölümü bekleyen yaban kazlarının vefası mı?
Ya da kayayı delen tomurcuğun direnci mi sevmek?
Kan ve gözyaşından oluşmuş bir dünyanın ortasında bile,
insanı insanla kucaklaştıran duygu mu?
Ya sevilmek?
Bir başkasının bakışlarından biricik olduğunu anlamak mı sevilmek?
Yürürken başı biraz daha dik, dudak kıvrımlarını uçarı,
adımları hafif kılan, sevilmek mi yoksa?
Sesin, sıcacık bir hoşgörüye bürünmesi, bütün canlılara yönelik
sevecenlik, artan coşku, sevilmekten mi hep?
Ya nedir sevmemek?
Küçük hesaplarla ölçüp biçmek midir karşıdakini?
Hoyrat bir rüzgârın, özenle dizilmiş saksıları devirmesi mi?
Dalganın saldırması mı, adı özlem olan bir kayığa?
Koparıp bir çiçeği yakaya takmak mı yoksa?
Kekliği kafese kapatmak mı, siyah örtüler altında ürkek doğasız bırakıp,
avlarda tuzak olarak kullanmak mı sevmemek?
Canlıyı soyuna nankör kılmak, sonra insanlık dersi vermek mi yoksa?
Bir yudum su uzatmaktan üşenmek mi sevmemek?
Gülümsemekten kaçınmak, okşamanın ince kıyılarına inmemek mi asla?
Sevilmemek nasıl bir duygu peki?
Yavru kedileri boğmak mı oyun diye?
Kalın topuklu çizmelerle ezmek mi başakları ya da çocukları?
Nedir hiç sevilmemek?
Bir çölün ortasında durmadan susamak mı?
Kapıları dinlemek mi binbir korkuyla? Para biriktirmek mi aç karnına?
Ökseler, pusatlar yapmak dalları ok gibi sivriltmek mi?
Yaz günleri ateşler yakmak mı kocaman bir şehrin ortasında?
Ölümü izlemek mi keyifle? Nedir sevilmemek?
Ne kadar yabancılaştırır insanı insana?

Havada uçuşan bir sözcük müdür sevgi?
Sezilir mi, tutulur mu, görülür mü? Nasıl bilinir varlığı?
Yalnızca yokluğunda mı anlaşılır tadı?
Önce kendini tanımakla başlar sevgi. Kendini onarmakla başlar...
İnsanın, insan olma bilincini, aklıyla, yüreğiyle duymasıyla başlar...
Doğanın ve yaşamın bir parçası olduğunu anlamasıyla...
Yaşam benim için var. Su benim temizliğim.
Ben suyu en uzak dallara taşımalıyım...
Sonra insan var... Doğanın en güzel ürünü...
Üç bin yılda ayağa kalkmayı öğrenen ve beni bugüne hazırlayan insan...
İlmek ilmek örülen kültürümün ilk halkası...
Bir insana duyulan sevgiyle başlayan yaşam...
Peki nedir sevgi?
Birlikte bir gülüşü uzatmak, acıyı paylaşıp azaltmak belki de.
Aynı duaya el kaldırmak. Dokunmak biraz.
Kanın, damarlardan akışını hızlandırarak duymak insanın sıcaklığını...
Aynı anda görebilmek bir şimsek çakımını...
Ocağı birlikte üflemek ısınmak için...
İnsan olmanın o eksikliğini güzelliğini sezebilmek karşılıklı.
Tamamlayabilmek birbirini...
Bir türlü önleyemediğimiz o ses: "benim onurlanacağım kadar önemli
ama benden bir adım geri..." diyorsa eğer, o sesi susturabilmek...
Koltuklara, halılara, kristallere, markalara gösterdiğin özenin
çok fazlasını gösterebilmek bir insana... Duygularını, düşüncelerini
anlamaya çalışmak. Özlemlerini aramak birlikte...
Benim ol ama benden bağımsız bireyliğini de koru.
Olduğun gibi kal ama çoğalsın, zenginleşsin içinin erdemi...
Seni ilk sevdiğim gün gibi sürdür kişiliğini ama durmadan gelişelim birlikte...
Birlikteliktir sevgi... Kimsenin kimseyi kullanmadığı...
Kimsenin kimseye hükmetmediği...
Kimsenin kimseyi mülkiyetine geçirmediği...
Önce beni bekle duraklarda, sonra bekleyeni olmayan bütün yolcuları...
Önce benim için bir şarkı söyle, sonra bütün sağırlar duysun sesini...
Beni sev!
Öyle sev ki, bütün insanlığı kucaklasın sevgin...

Alıntıdır.

22/11/2007

Yaşam Bisikletin Selesinde

YAŞAM BİSİKLETİN SELESİNDE

Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat,o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor.Herkes meslekten söz edeceğini zannederken O,hayati anlatıyor:
- Hepiniz kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız diyor bilge hukukçu ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birinin;"Keşke isime biraz daha zaman ayıkabilseydim"dediği duyulmamıştır. Çocuk sahibi olacak kadar şanslıysanız, onların göz açıp kapayana kadar büyüyeceklerini ana babalarınız size söyleyecektir.Buna ben de tanıklık edebilirim. Çocuklarımıza hikaye okuma, onlarla balığa çıkma, yakalamaca oynama ve birlikte dua etme fırsatını Tanrı ancak belli bir ölçüde bahseder bize...Bunlardan birini bile kaçırmamaya özen gösterin. Nasıl olsa işiniz, çocuklarınız gittikten sonra bile, orada sizi bekliyor olacaktır.
Bu konuşmadan 6 hafta sonra yaslı avukatın intihar haberi geldi.Kim neyin pişmanlığıyla kıymıştı canına...
Hayata veda ederken, en çok kiminle vakit geçiremediğine yanmıştı kim.
Bu öyküyü Rob Parsons'un '60 Dakikalığına Baba' adli kitabında okudum.avukatın son konuşması, tüm babalara bırakılmış bir vasiyet mektubu gibiydi.
Birkaç yıl önce parlak bir is teklifi almıştım.Mesleki kariyerimin doruk noktası olabilirdi,lakin her gün saat 20.00'de' görevde olmam gerekiyordu. Teklifi duyduğum anda o saatin, oğlumun banyo saati olduğu geçti aklımdan...Hayatta başka hiç bir şeyin beni o banyo seansı kadar mutlu edemeyeceğini duşundum, ama bunu, teklifi yapanlara söyleyemedim.Anlayacakları şüpheliydi. Bir bahaneyle reddettim.
Yine de, gecen birkaç yıl içinde saat saat başkalarına dağıttığım zaman hazinesinden, oğluma pek az pay duştu. Yapılacak islerim,yazılacak yazılarım, bakılacak telefonlarım vardı. Ama küçük bir sandala diz dize kurulup uzak bir kuleye doğru kürek çekme keyfine hiç vakit yoktu hayatin içinde...O'nunsa bir cam bardağın pamuktan toprağına limon çekirdeği ekip büyümesini izleyemedim örneğin...Yeni yeni, yarim yarim söylediği şarkılara eslik edip bu düeti bir kasete kaydetmeyi çok isterdim; olmadı...
Bir cümle ben söyleyip, bir cümle O'na söyleterek hiç yoktan bir masal yaratmayı ve duş güçlerimizi yarıştırmayı tasarlamıştım; hazırdan yemek daha kolay geldi. Hayat öyle ters bir denge kurmuş ki, onların en çok ilgi istedikleri donem, onlarla en az ilgilenebileceğimiz dönem ayni zamanda... Bizim vaktimiz bollaştığında ise, onların bize ayıracak vakti kalmıyor.
'Ben aslında O'nun için çalışıyorum, sıkça sarıldığımız bir bahanedir,ama O'na hiç bir zaman 'Daha çok parası olan bir baba mi istersin, daha çok seninle olan bir baba mi' diye sormamışızdır.
Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurmak gerekir. Daha hiç uçurtma uçuramadık, ama keyfini surdum; sabahları yanağımda ıslak bir buse ve başucumda sen bir 'Günaydın babacığım' sesi ile uyanmanın...
'Hadi sarılıp yatalım babacığım' çağrısıyla başlayan gecelerde, o sihirli 'Seni Seviyorum'u kulağıma ışıldadıktan sonra yanaklarımı avuç içlerinin parantezine alıp uykuya çekilince gözkapaklarına yerleşen huzuru izlemenin tadına vardım. Mavinin neden mavi olduğunu, kisin havaların neden soğuduğunu, kuşların nasıl uçtuğunu yeniden ve en bastan öğrenmenin.
Rakiplerim sayılan Cici Can'dan, Casper'dan, Power Rangers'tan, Ricky Martin'den daha ilginç olmaya çalışmanın...Ve konuşmaya başladığından beridir beni 'takip ederek', hatalarımı da sevaplarımı da aynen tekrarlayan bu sevimli papağana, duvara kazılı boy tablosundaki çizgiler yükseldikçe yükselen bir tutkuyla bağlanmanın tadını çıkardım. Annesiyle birlikte bezini değiştirmiş, mamasını yedirmiş, pişiklerini krem olmanın; zayıf bacakları ilk adımını attığında elini tutmanın, dilinden ilk sözcük döküldüğünde birlikte coşmanın heyecanını tattım.
Sonunda beklenen gün geldi: Hayatimin ilk 'Babalar Günün Kutlu Olsun'unu işiteceğim bugün. Belki O'nun karaladığı bir resim, ilk hediyem olacak. Kitaptaki örnekle, bisikletinin selesine arkadan yapışacağım günler başlıyor simdi...
O, selenin emin ellerde olduğunu bilmenin güveniyle öğrenecek pedala basmayı. Bir sure sonra fark çekeceğim ellerimi...
Bisiklet, artık yetişemeyeceğim kadar hızlanacak ve O, uçup giderken, ben biçare; ardından bakakalacağım.Epey bir zaman önce, bendim selede babamın güvenli ellerini hissederek pedal çeviren. . .
Zamanla hizlanarak katettigim koca bir hayati simdi oğlumda en bastan,yeniden izlemek üzere selenin arkasına koyuyorum ellerimi...
70 yasındaki babam gecen gün 'Torunumu ilkokula götürene kadar sıkacağım dişimi...' dedi. İnsanin boğazını düğümleyecek kadar hazin...Ama gerçek...
Torunla dede arasında bir tahterevalli gibi uzanıyor yasam. Birini aşağı çekerken, diğerini yükseltiyor.Birinden eksilen öbürüne ekleniyor adeta...
Bütün hüznüne rağmen yine de bir zafer coşkusu var bu devir teslim töreninde...
O yüzden, bugün babanızı yanınıza, oğlunuzu kucağınıza alıp Freiligraht'in 'Devrim' şiirindeki dizesini gururla haykırabilirsiniz:
'Vardım... varım...var'
Yasam bisikletinin selesinde...


Can DÜNDAR

22/11/2007

Da Vinci'nin 7 Prensibi



 

Da Vinci'nin 7 Prensibi



 

1 CURIOSITA

Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve öğrenmeyle bağlı olmaktır.
Hiçbir konu, hiçbir dal ayrımı yapmaksızın, çevremizdekilerin düşünecek ve söyleyeceklerinden çekinmeden, merakımızı kaybetmeden sormak, araştırmak, öğrenmek gereklidir.



2 DIMASTRAZIONE

Bilgiyi deneme yolu ile test etme, sebatkârlık ve hatalardan ders alma arzusu anlamına gelir. Öğrenilen her şey mutlaka denenerek test edilmeli, doğruluğuna ondan sonra karar verilmelidir.



3 SENSAZIONE

Duyguların özellikle hayati deneyimlerin bir aracı olan görüşün devamlı olarak rafine edilmesi anlamına gelir. Müzik dinlemeli, resim çizmeli, müzeler gezmeli, kitap okumalıyız. Değişik yiyecek ve içecekler tatmalı, çevremizdeki her şeye dokunmalıyız.



4 SFUMATO

Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu anlamına gelir. Gelişen dünyada başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmalıyız. Paradoksla karşılaştığımızda sükûnetimizi koruyarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabiliriz.



5 ARTE/SCIENZA

Bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi anlamına gelir. Her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir.



6 CORPORALITA

Zarafet her iki eli de aynı şekilde kullanabilmenin fitresi ve dengenin sağlanması anlamına gelir. Başarı için kişinin öncelikle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunu sağlayacak bir etken de insanın sağlıklı, zarif ve dengeli bir vücuda sahip olmasıdır. Bunun için kişinin sahip olduğu fiziki yapısını geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamak amacıyla kişi; stresten uzak durmalı, zihnini şen tutmalı, dengeli bir beslenme yapmalı, uykusunu düzenli olarak almalı, zarafetine dikkat etmeli ve sağlığını korumalıdır.



7 CONNESIONE

Bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek, sistemli düşünme anlamına gelir. Kısaca yaşadığımız her şeyi birbiriyle olan ilişkisini anlamaya çalışmalı, her şeyi bir arada değerlendirmeliyiz.
Alıntıdır.


22/11/2007

İncitmeyecek Kadar Uzak,Üşümeyecek Kadar da Yakın Olabilmek

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş,büyük
kayıplar vermişler.Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok
hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri
var.Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi
toplanmış,çözüm aramaya başlamışlar.
Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına,
birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece
kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak,aralarındaki hava
akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.
İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.Ama başka bir
problem çıkmış ortaya.Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından
yaralanmalar gerçekleşmiş.
Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu
seferde donmalar meydana gelmiş.
Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin
vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini
incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.


Kısaca;

Bizim de uzun dikenlerimiz var.Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.
Bazen faydalı,bazen de zararlı.
Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.
Filtrelerimizden elemeden kimseleri almıyoruz özel dünyamıza.

Birbirini incitmeyecek kadar uzak,
hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.

Aynen kirpiler gibi...

(Alıntı)

22/11/2007

Kartallar ve İnsanlar

Kartallar ve Insanlar

Kartal,kuş türleri içinde en uzun yaşayanidir.70 yila kadar yaşayan kartallar vardir. Ancak kartalın bu yaşa ulabilmesi için, 40 yaşinda çok ciddi ve zor bir karar vermesi gerekmektedir.

Kartalin yaşi 40'a vardiğinda pençeleri sertleşmiş, esnekliğini yitirmiş ve bu nedenle de beslenmesini sağladiği avlarini kavrayip tutamaz duruma gelmiştir. Gagasi uzamış ve göğsüne doğru kivrilmiştir. Kanatlari yaşlanmış ve ağirlaşmıştır. Tüyleri kartlaşir ve kalinlaşir. Artik kartalin uçmasi iyice zorlaşmiştir. Dolayisiyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadir:
- Ya ölümü seçecektir,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağin tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artik uçmasina gerek olmayan bir yerde, yuvasinda kalir. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasini sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalin gagasi yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasinin çikmasini bekler. Gagasi çiktiktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çikarir. Yeni pençeleri çikinca kartal bu kez eski kartlaşmiş tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yil veya daha uzun süreli bir yaşam bağişlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazir duruma gelir.

Kendi yaşamimizda sik sik bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kaliriz. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize aci veren eski alişkanliklarimizdan , geleneklerimizden ve anilarimizdan kurtulmak zorundayiz. Ancak geçmişin gereksiz safrasindan kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarindan tam olarak yararlanabiliriz.
Alıntıdır.

FİLMLER
Spor Haberleri