<$BlogMetaData$>





KayaBayazitogluLisesi

İyiler mutlaka kazanır.

MENÜ
KATEGORİLERİM
SON YORUMLAR
SON YAZILARIM
ARAMA

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

22/11/2007

Yaşam Bisikletin Selesinde

YAŞAM BİSİKLETİN SELESİNDE

Kalabalık konferans salonunda, mesleğinin doruğunda bir avukat,o gün mezun olacak hukuk öğrencilerine hitap etmek üzere kürsüye geliyor.Herkes meslekten söz edeceğini zannederken O,hayati anlatıyor:
- Hepiniz kişisel yaşamınızı bir kenara koyup çok çalışabileceğinizi kanıtladınız diyor bilge hukukçu ama unutmayın ki, ölüm döşeğindeki birinin;"Keşke isime biraz daha zaman ayıkabilseydim"dediği duyulmamıştır. Çocuk sahibi olacak kadar şanslıysanız, onların göz açıp kapayana kadar büyüyeceklerini ana babalarınız size söyleyecektir.Buna ben de tanıklık edebilirim. Çocuklarımıza hikaye okuma, onlarla balığa çıkma, yakalamaca oynama ve birlikte dua etme fırsatını Tanrı ancak belli bir ölçüde bahseder bize...Bunlardan birini bile kaçırmamaya özen gösterin. Nasıl olsa işiniz, çocuklarınız gittikten sonra bile, orada sizi bekliyor olacaktır.
Bu konuşmadan 6 hafta sonra yaslı avukatın intihar haberi geldi.Kim neyin pişmanlığıyla kıymıştı canına...
Hayata veda ederken, en çok kiminle vakit geçiremediğine yanmıştı kim.
Bu öyküyü Rob Parsons'un '60 Dakikalığına Baba' adli kitabında okudum.avukatın son konuşması, tüm babalara bırakılmış bir vasiyet mektubu gibiydi.
Birkaç yıl önce parlak bir is teklifi almıştım.Mesleki kariyerimin doruk noktası olabilirdi,lakin her gün saat 20.00'de' görevde olmam gerekiyordu. Teklifi duyduğum anda o saatin, oğlumun banyo saati olduğu geçti aklımdan...Hayatta başka hiç bir şeyin beni o banyo seansı kadar mutlu edemeyeceğini duşundum, ama bunu, teklifi yapanlara söyleyemedim.Anlayacakları şüpheliydi. Bir bahaneyle reddettim.
Yine de, gecen birkaç yıl içinde saat saat başkalarına dağıttığım zaman hazinesinden, oğluma pek az pay duştu. Yapılacak islerim,yazılacak yazılarım, bakılacak telefonlarım vardı. Ama küçük bir sandala diz dize kurulup uzak bir kuleye doğru kürek çekme keyfine hiç vakit yoktu hayatin içinde...O'nunsa bir cam bardağın pamuktan toprağına limon çekirdeği ekip büyümesini izleyemedim örneğin...Yeni yeni, yarim yarim söylediği şarkılara eslik edip bu düeti bir kasete kaydetmeyi çok isterdim; olmadı...
Bir cümle ben söyleyip, bir cümle O'na söyleterek hiç yoktan bir masal yaratmayı ve duş güçlerimizi yarıştırmayı tasarlamıştım; hazırdan yemek daha kolay geldi. Hayat öyle ters bir denge kurmuş ki, onların en çok ilgi istedikleri donem, onlarla en az ilgilenebileceğimiz dönem ayni zamanda... Bizim vaktimiz bollaştığında ise, onların bize ayıracak vakti kalmıyor.
'Ben aslında O'nun için çalışıyorum, sıkça sarıldığımız bir bahanedir,ama O'na hiç bir zaman 'Daha çok parası olan bir baba mi istersin, daha çok seninle olan bir baba mi' diye sormamışızdır.
Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurmak gerekir. Daha hiç uçurtma uçuramadık, ama keyfini surdum; sabahları yanağımda ıslak bir buse ve başucumda sen bir 'Günaydın babacığım' sesi ile uyanmanın...
'Hadi sarılıp yatalım babacığım' çağrısıyla başlayan gecelerde, o sihirli 'Seni Seviyorum'u kulağıma ışıldadıktan sonra yanaklarımı avuç içlerinin parantezine alıp uykuya çekilince gözkapaklarına yerleşen huzuru izlemenin tadına vardım. Mavinin neden mavi olduğunu, kisin havaların neden soğuduğunu, kuşların nasıl uçtuğunu yeniden ve en bastan öğrenmenin.
Rakiplerim sayılan Cici Can'dan, Casper'dan, Power Rangers'tan, Ricky Martin'den daha ilginç olmaya çalışmanın...Ve konuşmaya başladığından beridir beni 'takip ederek', hatalarımı da sevaplarımı da aynen tekrarlayan bu sevimli papağana, duvara kazılı boy tablosundaki çizgiler yükseldikçe yükselen bir tutkuyla bağlanmanın tadını çıkardım. Annesiyle birlikte bezini değiştirmiş, mamasını yedirmiş, pişiklerini krem olmanın; zayıf bacakları ilk adımını attığında elini tutmanın, dilinden ilk sözcük döküldüğünde birlikte coşmanın heyecanını tattım.
Sonunda beklenen gün geldi: Hayatimin ilk 'Babalar Günün Kutlu Olsun'unu işiteceğim bugün. Belki O'nun karaladığı bir resim, ilk hediyem olacak. Kitaptaki örnekle, bisikletinin selesine arkadan yapışacağım günler başlıyor simdi...
O, selenin emin ellerde olduğunu bilmenin güveniyle öğrenecek pedala basmayı. Bir sure sonra fark çekeceğim ellerimi...
Bisiklet, artık yetişemeyeceğim kadar hızlanacak ve O, uçup giderken, ben biçare; ardından bakakalacağım.Epey bir zaman önce, bendim selede babamın güvenli ellerini hissederek pedal çeviren. . .
Zamanla hizlanarak katettigim koca bir hayati simdi oğlumda en bastan,yeniden izlemek üzere selenin arkasına koyuyorum ellerimi...
70 yasındaki babam gecen gün 'Torunumu ilkokula götürene kadar sıkacağım dişimi...' dedi. İnsanin boğazını düğümleyecek kadar hazin...Ama gerçek...
Torunla dede arasında bir tahterevalli gibi uzanıyor yasam. Birini aşağı çekerken, diğerini yükseltiyor.Birinden eksilen öbürüne ekleniyor adeta...
Bütün hüznüne rağmen yine de bir zafer coşkusu var bu devir teslim töreninde...
O yüzden, bugün babanızı yanınıza, oğlunuzu kucağınıza alıp Freiligraht'in 'Devrim' şiirindeki dizesini gururla haykırabilirsiniz:
'Vardım... varım...var'
Yasam bisikletinin selesinde...


Can DÜNDAR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

FİLMLER
Spor Haberleri